top of page

Onboarding mi? Nereye Gidiyoruz ki? Gate Number?

30 Haz
3 dakikada okunur

Konuşurken araya yabancı sözcükler sıkıştırmanın konuşan kişiyi çok bilgili ve havalı gösterdiği inancını çağımıza özgü sanırdım. 20’li yaşlarımın başında Erasmus’un Deliliğe Övgü kitabını okuduğumda çağımıza özgü sandığım bu inancın 500 yıl önce de var olduğunu fark edip göbeğimi hoplata hoplata güldüğümü daha dünmüş gibi hatırlıyorum. Şöyle yazıyordu kitapta:

“Hani şu üslup ustaları var ya, sözüm ona eserlerini ortaya koyacakları vakit her fırsatta sülüklere özgü çift dil kullanarak yabancı sözcük dağarcıklarını gözler önüne sergilemek için Latince metne hiç yeri değilken Yunanca hercai sözcükler serpiştirmek suretiyle ne kadar bilge olduklarının altını çizmek isterler. Diyelim ki sözcük dağarcıkları bir yerde yetersiz kaldı, o vakit daha önce hiç açmadıkları küflü kitaplardan modası geçmiş birkaç terim bulup okura bunu yutturabilecekleri zannıyla ne yapar ne eder eklerler yapıtlarına: Onları anladığını zanneden aslında kendince bir şeyler kurgulamış, onları anlamamış olan da yazarın ne kadar müthiş bir deha olduğunun farkına varmış olur.”

Bu sözler 500 yıl öncesinden, etkisi size tam geçmemiş olabilir. O nedenle Gemini ile sizin için günümüze uyarladık:

"Hani şu content ustaları var ya, sözüm ona eserlerini launch edecekleri vakit her fırsatta o bilingual vizyonlarını kullanarak vocabulary’lerini show off yapmak için ana metne hiç context’i değilken random yabancı kelimeler insert etmek suretiyle know-how’larının altını çizmek isterler. Diyelim ki sözcük dağarcıkları bir yerde bottleneck oldu, o vakit yıllardır deprecated olmuş kaynaklardan outdated birkaç terim bulup okura bunu yutturabilecekleri zannıyla ne yapar ne eder output’larına entegre ederler: Onlarla align olduğunu zanneden aslında kendince bir mindset kurgulamış, o kelimeleri hiç catch edememiş olan da yazarın ne kadar müthiş bir mastermind olduğunun farkına varmış olur."

Etkilendiğinizi tahmin ediyorum!

Etkilenmediniz mi? Tamam, tamam, yukarıdaki paragrafta işi biraz abarttığımı kabul ediyorum. Normalde bu kadar da “şey” değil…

Yıllardır eğitim ve danışmanlık sektöründe işim gereği en fazla bir araya geldiğim meslek grubu insan kaynakları ve eğitim profesyonelleri oldu. Haliyle, en çok da insan kaynakları ve eğitim konularına yönelik etkinliklere katıldım. Bu kadar abartılı olmasa da duyduğum yabancı sözcük sayısı hiç de yabana atılacak gibi değil.

Şunu kabul ediyorum, bazı terimler ortamlara çok hızlı giriyor. Türkçe tam karşılığı bulunamadığından İngilizce kelime kullanılmaya başlanıyor. Türkçe karşılığı bulunana kadar da dillere yerleşiveriyor. Tamam, havalı görünmek için kullanıyor değiliz de şey… Öyle işte.

Biz “kendi içimizde” bu terimleri kullanıp birbirimizi gayet iyi anlasak da acaba 3. taraflar bunu nasıl duyuyor?

Saša Stanišić’in Almanca aslından Türkçe’ye çevrilen Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde Mezarın Üstüne Bırakıyorsa, Bilin ki İlgi İstiyordur kitabında Georg ve Regina arasında geçen bir diyalog biraz fikir verebilir.

Georg izlediği bir videodaki bir pedagogun çocuklardaki growth mindset’ten söz ettiğini söylüyor. Bunun üzerine Regina şöyle karşılık veriyor:

“Growth mindset mi? Pedagoglar da yönetim danışmanları gibi konuşmaya başlamış desene. Bizim klinikte de dolaşıyor onlardan birkaç tane. Her şeye burunlarını sokuyorlar, bir growth mindset’tir, leadership’tir gidiyor. Söylediklerinin hepsini ben de biliyorum da, İngilizcelerini bilmiyordum.”

…

“Ne istiyormuş danışmanlar?”

“Solution arıyorlar.”

“Çözüm yani.”

“Evet, solution.”

“Niye düpedüz çözüm demiyorlar?”

“Çözüm deyince aklına ne geliyor?”

“Problem.”

“Gördün mü. Ondan solution diyorlar işte. Aklına çözüm gelsin istiyorlar, problem değil.”

“Herhalde zamane gençleri de o yüzden nice diyor güzel yerine. Güzel derlerse, o şey onlara nice görünmeyecek de, olumsuzluk çağrıştıracak sanki.”

Bu satırları okurken göbeğinizi hoplata hoplata güldüyseniz ya da en azından şöyle içten bir kahkaha patlattıysanız, hiç olmadı azıcık tebessüm bile ettiyseniz, diğerlerinin ne hissettiğini gayet iyi anlamış olmalısınız.

Bu yazının amacı, sizleri onboarding, ghosting, empower, align, handle, feedback, brainstorming demeden önce bir daha düşünmeye davet etmek.

Çünkü söz konusu iletişimse align olmak bir işimize yaramayabilir, anlaşmamız gerekiyor. Anlaşabilmemiz için de açık ve anlaşılır konuşmamız gerekiyor. Aksi halde handle edilmesini istediklerimiz hasır altı edilebilir. Push ettiğimizi sanırız, o kuş olup uçar gider. Brainstorming buluşmalarımız 5 çayına döner. Feedbackleri verdiğimizle kalırız, alan çıkmaz. Onboardingimiz ödül alır ama çalışan devir oranımız hep zirvede kalır.

Dilin temizliği düşünceye de yansır. Solution aramaya gerek yok, çözüm çok basit.

Temiz konuş, temiz düşün!

Alıntı ve Atıf Yapılan Kaynaklar

  • Erasmus. Deliliğe Övgü. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

  • Saša Stanišić. Dul Kadın Su Kabını Ağzı Öne Gelecek Şekilde Mezarın Üstüne Bırakıyorsa, Bilin Ki İlgi İstiyordur. İletişim Yayınları.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page