Yapay Zekâ Bir Ömürden Hayat Yapabilir mi?

Bir ömürden hayat yapma ifadesi Murathan Mungan’a ait. Son günlerde kendisinin konuk olduğu podcast programlarını dinleyip dinleyip sürekli notlar alıyorum. Yaratıcı Bir Yazar Olarak Murathan Mungan konulu bir atölye hazırlayacağım. Atölye hazırlığı için kitaplarını okumaya başlamadan önce konuşmalarını dinlememin iyi olacağını düşündüm. Hem kitap seçimlerim için ipucu yakalamak hem de yazarlık yolculuğu hakkında daha fazla bilgi toplamak için başladım sırayla dinlemeye.
Not almam gereken konuların yazarlığı, sanata ve edebiyata ilişkin görüşleri olduğunu bilmeme rağmen bir bakıyorum bambaşka şeyler not almışım. Mesela; “Ben kendimi uzun süredir sit alanı ilan ettim diyorum. Başka türlü kendini koruman mümkün değil. Çünkü sen kendini korumazsan maalesef kimse seni korumuyor” diyor Zeynep Miraç’ın konuğu olduğu Oksijen Podcast’te. Sonra anlıyorum ki, mesele de bu zaten. Bir yazar olarak Murathan Mungan’ın gücü buradan geliyor: Yaşamı kavrayışındaki derinlik, özünü yakalamasındaki sadelik ve bize sunuşundaki estetik! Bunları birbirinden ayırmak mümkün değil.
Aynı programda, sohbetin bir yerinde konu yapay zekâya geliyor. Zeynep Miraç yapay zekâyı yazdığı senaryolar, romanlar, öyküler, şarkı sözleri açısından orantısız ve sert bir rakip olarak tanımlıyor. Murathan Mungan’ın yanıtı şu: “Shakespeare, Shakespeare eseri yazarsa inanırım yapay zekâya, çünkü bir sanat eserini var eden üsluptur.” Gelin, bu konunun üzerine biraz düşünelim.
Yapay zekâ tarafından yazılan senaryolarla çekilen filmler ve diziler izlenme rekorları kırar mı? Bence pekâlâ kırabilir. Peki yazılan romanlar, öyküler çok satar mı? Bence, satar. Şarkılar liste başı olur mu? Görünüşe göre oluyor bile. Burada sormamız gereken en önemli soru şu: Bunlardan ne kadarı insanlığın kültürel mirasında yerini alır? Bundan 100 yıl sonra, 300 yıl sonra, 500 yıl sonra kaç tanesi hâlâ hayatta olur?
Popüler olan, çok para kazandıran aynı zamanda başarılıdır, başarılıysa kalitelidir gibi bir algımız var. “Adamın, kadının binlerce takipçisi var sonuçta”, “Yazdığı gelişim kitapları kaç kişinin hayatına dokunuyor sonuçta”, “Yönettiği filmler gişe rekorları kırıyor sonuçta”. Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?
Size tarihten bir örnek getirdim. Don Kişot’un tam metnini Roza Hakmen’in muhteşem çevirisiyle okurken durup durup, bu kitap 400 yıl önce yazılmış olamaz diye düşündüğümü daha dünmüş gibi hatırlıyorum. Edebiyat tarihindeki yerinin büyüklüğü nedeniyle Martin Puchner’ın Kelimelerle Dünya Tarihi kitabında da kendisine bir bölüm ayrılmış. Kitapta Cervantes’in hayatı ile ilgili de çok ilginç bilgiler var. Ödemesi gereken büyük borç nedeniyle para kazanması şart ama korsanların esareti altında geçirdiği beş yıldan esinlenerek metinlerini yazdığı tiyatro oyunları hiç beğenilmiyor. O dönemde de şövalyeler ve onlara aşık genç kızların yer aldığı romanslar büyük ilgi görüyor. Ama gel gör ki, Cervantes o kitaplardan nefret ediyor. Çaresizce para kazanması gerekirken o tür kitaplar yazmaya eli varmıyor. O tür kitapları okuya okuya gerçeklikten kopan ve kendini şövalye zannederek hayali aşkının peşine düşen Don Kişot karakteri de böyle doğuyor. Kitap öyle çok satıyor ki uyanığın biri çıkıp ikinci cildini yazıyor. Bunun üzerine de Cervantes yazıyor ikinci cildi. Yüzyıllar boyunca bambaşka sanat disiplinlerinde belki de binlerce sanatçıya esin vermiş bir eser Don Kişot, halâ capcanlı, hâlâ aramızda.
Yaklaşık 1,5 yıl önce “Yapay Zekâya İnsan ve Olanakları Açısından Bir Bakış” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazıda yapay zekânın insanın kendi varoluşunu anlamlandırmasında yeni bir kapı açma ihtimaline değinmiştim. (Elbette, şu an dünyada baskın olan patriyarkal sistem dünyayı kendi açgözlülüğüne kurban etmezse).
Geçenlerde David Brooks’un Yapay Zekâ Çağında Başarılı Olacak İnsanlar başlıklı yazısını okurken onun da benimle aynı iyimser bakışa sahip olduğunu fark ettim. Şöyle diyor: “İçinde bulunduğumuz bu çağla ilgili temel inancım, yapay zekanın neleri yapamayacağını ortaya çıkararak "insan olmanın" ne anlama geldiğini gözler önüne sereceğidir.” “Rasyonalistlerin (akılcıların) bize geçmişte söylediklerinin aksine, hayat çoğunlukla problem çözmekten ibaret değildir. Bunu herhangi bir bilgisayar yapabilir. Hayat bir nevi hac yolculuğudur, bir seyahattir: Bir yere gitmek, deneyimlerle büyümek, sınırlarını genişletmek, henüz sahip olmadığın bir olasılığa uzanmaktır. Bu nedenle insanı tanımlayan temel özellikler itici güçler —bizi zihinsel çaba göstermeye ve zorlukların üstesinden gelmeye iten dürtüler— ve ideallerdir: Nereye gitmek istediğini, hangi amaca hizmet ettiğini ve nasıl bir insan olmak istediğini bilmektir.” (Çeviri: Gemini)
David Brooks aynı yazıda neyin keşfedilmeye değer olduğu belirlemenin önemine ve bunu da ancak ve ancak insanın yapabileceğine değiniyor. Şimdi buraya kadar yazdıklarımı bir yapay zekâ ajanına yükleyeceğim ve buna benzer bir yazı yazması için kendisine nasıl bir komut vermem gerektiğini soracağım. Yanıtını aşağıda paylaşıyorum:
İyi bir yapay zekâ komutu (prompt engineering) dört temel ayağa oturur.
Persona (Kimlik): Yapay zekâya "bir deneme yazarı ve okur" kimliği atayarak, ansiklopedik veya robotik bir dil kullanmasının önüne geçiyoruz.
Bağlam (Context): Sadece "yapay zekâ ve sanat" demek yerine; Murathan Mungan, Cervantes ve David Brooks gibi referans noktaları vererek metnin sınırlarını ve entelektüel seviyesini belirliyoruz.
Görüş (Perspective): Metnin savunacağı ana fikri (popüler olanın geçiciliği, insan olmanın bir problem çözme aracı değil bir yolculuk olduğu) net bir şekilde ifade ediyoruz.
Yapı (Structure): Fikirlerin hangi sırayla birbirine bağlanacağını (Kişisel giriş -> Örneklem -> Sorgulama -> Tarihsel Kanıt -> Felsefi Sonuç) adım adım veriyoruz.
Sizi bilmem ama ben bu komutla uğraşmak yerine yazıyı kendim yazarım daha iyi. 😊
Şaka bir tarafa, gördüğünüz gibi David Brook’un da belirttiği üzere neyin keşfedilmeye değer olduğunu belirleyecek olan yine bizden başkası değil. Yapay zekâ büyük ihtimalle çoğumuzun işini elinden alacak. Atlanılan bir çağın eşiğinde durmak hem korkutucu hem de heyecan verici. Bütün bir düzen değişecek gibi görünüyor. Yine de yapabileceklerimizi küçümsemeyelim. Yapay zekâ işimizi elimizden alacak mı diye kaygılanmak yerine insan olarak olanaklarımızı keşfedelim. Belki yolumuz uzun, ama insan türü olarak yaratıcılığımız ve öğrenmeye duyduğumuz merakımız var!
Murathan Mungan ile başladık, onunla da bitirelim. İlk paragraf Murathan Mungan'ın Yetkin Dikinciler'e konuk olduğu Bir Ömürden Nasıl Hayat Yapılır? başlıklı podcast yayınından. İkinci paragraf Murathan Mungan'ın Zeynep Miraç’ın konuğu olduğu podcast yayınından.
“Ben mesela, yönetmen olmaktan çok yönetmen pozu yapmayı sevenleri tanıyorum. Ressam olmaktan çok ressam pozu vermeyi sevenleri tanıyorum. Şimdi, eğer bir imgeye soyunuyorsan, kendinden bir heykel yapmaya soyunuyorsan, bu işleri bunun için yapıyorsan çok erken yaşta kendi kendinin karikatürü oluyorsun. Ya da tarihin bir döneminde küt diye kalıyorsun.”
“Ben oldum desem bu işi bu kadar sürdüremezdim. Çünkü, ben oldum diyenlere yetiyor. Yani Türkiye'de mesela rejisör olmadan rejisörlük numarası yapmak yetiyor. Yazar olmadan yazar numarası yapmak, politikacı olmadan politikacı olmak. Numaranın yettiği bir ülke. Çünkü numarayla aslı arasındaki farkı anlayan gözler de kayboluyor maalesef. Ben oldum demenin aslında kişinin kendi mezarını kendinin kazması olduğunu da erken yaşta öğrendim.”
Alıntı ve Atıf Yapılan Kaynaklar
Brooks, D. (2026, 28 Haziran). The People Who Will Thrive in the AI Age. The Atlantic. Erişim adresi: https://www.theatlantic.com/ideas/2026/06/ai-open-ai-anthropic/687689/
Puchner, M. (2020). Kelimelerle Dünya Tarihi: İnsanlığı, Tarihi ve Medeniyetleri Şekillendiren Kaynaklar. Pegasus Yayınları.
Cervantes Saavedra, M. (1996). Don Quijote (R. Hakmen, Çev.). Yapı Kredi Yayınları.
David Brooks’un Yazısından Haberdar Olmamı Sağlayan Kaynak
Kuzuloğlu, S. (2026, 5 Temmuz). Dünya Halleri: 258 (29 Haziran - 05 Temmuz 2026). Dünya Halleri. Erişim adresi: https://bulten.mserdark.com/p/dunya-halleri-258
Martin Puchner’ın Kitabından Haberdar Olmamı Sağlayan Kaynak
Beliz Güçbilmez (2023) Anne Ben Düştüm mü? Kurmacalara Neden Muhtacız? Kolektif Kitap
Don Kişot’un Tam Çevirisini Okumam İçin Beni Teşvik Eden ve Gençliğim Süresince Başka Harika Yazarlarla da Tanışmama Vesile Olan Arkadaşım
Banu Yüksel
Beliz Güçbilmez’in Anne Ben Düştüm mü?, Murathan Mungan’ın Harita Metod Defteri Kitaplarını Öneren ve Farklı Önerileriyle Her Zaman Beslemeye Devam Eden, Ayrıca Beni Yaratıcı Drama Alanı ile Tanıştıran Öğretmenim, Rol Modelim, Yaşamdaşım
Tülay Üstündağ




Yorumlar