Karşılaşmalar: İlk Görüşte Aşk ya da Eyleme Geçiren Merak
- Aslıhan Ünlü Koşar
- 6 Oca
- 3 dakikada okunur

Birkaç ay önce 14. Uluslararası Antalya Gitar Festivali’nde Ahmet Kanneci gitarla olan karşılaşmasını anlattı. Ankara Fen Lisesi’nde öğrenciyken belinden sakatlanınca beden eğitimi yerine müzik dersini seçmek zorunda kalır. Bir gün, müzik öğretmeni sınıfı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserine götürür. Bu zorunlu geziye o dönem klasik müzikten pek hoşlanmayan öğrenciler söylene söylene giderler. Ancak Ahmet Kanneci sahneye çıkan adamın çaldığı gitar konçertosunu dinlerken büyülenir ve gitara âşık olur. Konser sonrası öğretmenine gitaristle görüşmek istediğini söyler. Hocasından onun dünyaca ünlü Venezuelalı gitar virtüözü Alirio Diaz olduğunu öğrenir. Hocası Kanneci’yi Diaz’ın yanına götürür. Kısıtlı İngilizcesi ile Diaz’a “ben gitara aşık oldum” der. Bunun üzerine Diaz da “öyleyse yolu yarılamışsın” der. Elinden tutup şevk verir. Kanneci konuşmasında diğer yarısı için ne kadar çabaladığını ve Diaz’ın bu süreçte kendisine verdiği desteği de aktardı.
Ve bu ilk karşılaşma sonrası çıktığı yolculukla Kanneci sadece dünya çapında başarı yakalayan bir müzisyen olmadı. Aynı zamanda gitarı akademik bir disiplin olarak Türkiye'nin en saygın kurumlarına yerleştirdi.
Türker Kılıç da hemen her konuşmasında beyinle olan ilk karşılaşmasından bahseder. İlkokul 4. Sınıfta “Organlarımızı Tanıyalım” ünitesi için öğretmenleri her birine bir organ rolü verir ve piyeste canlandırmalarını, ilgili organı sakatatçıdan alıp yanlarında götürmelerini söyler. Türker Kılıç’a beyin düşer. Kuzu beynini eline aldığında yaşadığı şaşkınlığı aktarır. Gri et parçasının nasıl olup da düşünce ürettiğini merak etmeye başladığını ve bunun kendisinde yarattığı heyecanı paylaşır.
Ve bu ilk karşılaşma sonrası çıktığı yolculukta bugün sadece başarılı bir beyin cerrahı değil. Kılıç, Dünya Sanat ve Bilim Akademisi'nin mütevelli heyetine seçilen ilk Türk bilim insanı oldu. Aynı zamanda bağlantısallık bilimi ile geliştirdiği yaşamdaşlık yaklaşımı ile bilginin ışığını yaymaya devam ediyor ve milyonlarca kişiye umut oluyor. (Bilimden ve sanattan farklı disiplinlerle bağlantısallık ve yaşamdaşlığı karşılaştırdığı/ilişkilendirdiği paylaşımları Instagram’da heyecanla takip ediyorum.)
Belki de Türker Hoca’nın da etkisiyle “karşılaşma” konusu son yıllarda üzerine en çok düşündüğüm konulardan biri. Kendisinin de çok etkilendiği Spinoza’yı yıllar sonra tekrar okudum. (Felsefi metin okumaktan gözü korkanlara Çetin Balanuye’nin “Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor?” kitabını önerebilirim.) Spinoza’ya göre evrende her şey sürekli birbiriyle etkileşim halindedir. Ve karşılaşma sıradan bir tesadüf değil, varoluşumuzun temel dinamiğini belirleyen ontolojik ve fiziksel bir olaydır.
Bu, üzerine çok düşündüğüm bir konu. Yaşamda tesadüf diye bir şey yok mu? Türker Hoca’nın da dediği gibi belki de ilerleyen yıllarda tesadüf dediğimiz şeyin de matematiksel formülünü bulacağız.
Yani, Einstein mesela 5 yaşında hastalanıp yatağa düştüğünde babası “tesadüfen” ona bir pusula hediye etmemiş olsaydı yine de bilim insanı olur muydu? Mevlâna Şems ile çarşıda “tesadüfen” karşılaşmasaydı Mesnevi’yi yine de yazar mıydı? Paul McCartney bisikletle gezmeye çıkıp “tesadüfen” John Lennon’la tanışmasaydı The Beatles’tan mahrum kalır mıydık?
Bunu kendi yaşamım için de düşünüyorum. O gün Tülay Üstündağ’ın atölyesine katılmasaydım Yaratıcı Drama ile yine de tanışır mıydım? “Bu tam benlikmiş, nasıl olur da bugüne kadar bu alanı tanımamış olabilirim?” sorusu ve o gün hissettiğim duygular yıllar geçmesine rağmen taptaze. Asla emekli olmak istemeyeceğim, ölene kadar yapmak isteyeceğim bir işi yine de bulabilir miydim?
John Berger, Sanatla Direniş kitabında şöyle diyor: “Resim yapma itkisi gözlemden ya da ruhtan değil, bir karşılaşmadan doğar. Ressamla modeli arasındaki bir karşılaşmadan- bu model bir dağ ya da boş ilaç şişeleriyle dolu bir raf bile olsa.”
Ben de şu soruları soruyorum: Bu karşılaşmaları diğerlerinden ayıran ne? Onunla değil de bununla karşılaşmak ne sonucunda oluyor? Herkes yaşamını dönüştürebilecek böyle karşılaşmalar yaşıyor mu? Bazıları o karşılaşmanın yarattığı kıvılcımın peşinden gitme cesareti ve buna emek vermeyi seçerken diğerleri korkup geri mi duruyor? Eğer öyleyse onlara nasıl yardımcı olabiliriz? Bağlantısallık bilimi ve yaşamdaşlık kültürü bunun için bize ne tür kapılar açabilir?
Hayal etmeye çalışıyorum: Tüm insanlık kalbinin çarptığı işi yapabildiğinde dünya nasıl bir yer olur? Tüm yaşamla bir olduğumuz bilinci hayatımızı neye dönüştürür?
Alıntı ve Atıf Yapılan Kaynaklar
Çetin Balanuye (2023) Spinoza’nın Sevinci Nereden Geliyor? Ayrıntı Yayınları
John Berger (2023). Sanatla Direniş, Metis Yayınları
Türker Kılıç (2021). Yeni Bilim: Bağlantısallık, Yeni Kültür: Yaşamdaşlık. Ayrıntı Yayınları




Yorumlar